İstiklal Marşı’mızın kabulünün 104.yılını kutluyoruz. Vatan ve millet sevgisinin, bağımsızlık ve hürriyet aşkının en güzel ifadesi olan İstiklal Marşı’mızı bize armağan eden milli şairimiz Mehmet Akif Ersoy’u saygıyla anıyoruz. Bayrağımız ve onun hürriyetini ebedileştiren İstiklal Marşımız; milletimizin ruhunu, tarihini ve ideallerini aksettiren ölmez bir şaheserdir.
İstiklâl Marşı’nı sevmek, ülkemizi sevmektir,
İstiklal Marşı’nı coşkuyla söylemek, ülkemize sahip çıkmaktır,
İstiklâl Marşı’nı vakur bir şekilde okumak, bağımsızlığımıza sahip çıkmaktır.
Bağımsızlığınıza sahip çıkmak ise, onurumuza sahip çıkmaktır.
İstiklal Marşımız, yurdumuzun düşman işgaline uğradığı felaket günlerinde hazırlandı. Saldırgan düşmana karşı Anadolu'da tutuşan heyecanı koruyacak; vatan sevgisini ve inancı Canlı tutacak bir marşın hazırlanması düşüncesi, Genel Kurmay Başkanı İsmet (İnönü) Paşa dan geldi.
İsmet İnönü böyle bir marşın Fransız ordusunda mevcut olduğunu ve bizim ordumuz için de faydalı olacağını Milli Eğitim Bakanlığına iletti. Milli Eğitim Bakanlığı da bu düşünceyi benimseyip bir yarışma düzenledi. Beğenilen güfte için 500 lira ödül verilecekti. Yarışma için 734 şiir gönderildi. Bir kurulca bunlar titizlikle incelenip 6 tanesi ayrıldı. Ama hiçbiri beğenilmedi; marş olacak değerde bulunmadı.
O zaman Burdur Milletvekili olan Mehmet Akif'in para ödülünden rahatsızlık duyduğu için yarışmaya katılmadığı öğrenildi. Dönemin Milli Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi şairin Meclis'teki sıra arkadaşı Balıkesir Milletvekili Hasan Basri Bey'in yardımını istedi.
Hasan Basri Bey bundan sonrasını şöyle anlatıyor:
Akif Bey'in yanımda olduğu bir zaman,elime birKağıtparçası alarak,onun dikkatini çekecek bir tarzda yazmaya başladım.
Ne yazıyorsun?
Marş…İstiklal Marşı yazıyorum.
Yahu sen ne adamsın? Seçilecek şiire para ödülü verileceğini bilmiyor musun? içinde para olan bir işe nasıl katılıyorsun?
Yarışma kaldırıldı? Seçilecek şiire ne para verilecek, ne de her hangi bir ödül. Milli Eğitim Bakanı bana güvence verdi.
Ya, o halde yazalım.
İşte böylece yazılmaya başlanan ve 48 saatte bitirilen İstiklal Marşı, imzasız olarak Milli Eğitim Bakanlığının seçici kuruluna sunuldu. Milli Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi, daha önce seçilen 6 şiirle birlikte yeni şiiri Ordu Komutanlarına gönderdi. Onlardan, şiirlerin askerlere okunmasını, beğenilenleri sıralamalarını istedi. Komutanlar, kısa sürede sonucu bildirdiler: Hepsi de Mehmet Akif'in şiirini birinci sıraya almıştı. Bundan sonraki iş, İstiklal Marşı'nın T.B.M.M'ne getirip kabul ettirmekti. Marş, ilkin Meclis'in 1 Mart 1921 Günü yaptığı ikinci oturumunda ele alındı.Başkan Mustafa Kemal'in söz vermesi üzerine Hamdullah Suphi kürsüye gelerek, sık sık alkışlarla kesilen şiiri okudu ve son seçimin Meclis'e ait olduğunu söyledi. O gün oylama yapılmadı. Şiirle ilgili konuşmalar ve oylama, Meclis'in 12 Mart 1921 günü öğleden sonraki oturumunda yapıldı. Bazı milletvekilleri, bir komisyon kurularak şiirin yeniden incelenmesini, bazıları da hemen görülüp karara bağlanmasını istediler. Uzunca tartışmalardan sonra, şiirin kabulü için verilen 6 önerge benimsendi ve İstiklal Marşı çoğunlukla kabul edildi.
Şiirin bestelenmesi için açılan ikinci yarışmaya 24 besteci katıldı. 1924 yılında Ankara'da toplanan seçici kurul, Ali Rıfat Çağatay'ın bestesini kabul etti. Bu beste 1930 yılına kadar çalındıysa da 1930 da değiştirilerek Cumhurbaşkanlığı orkestrası şefi Osman Zeki Üngör'ün 1922 de hazırladığı bugünkü beste yürürlüğe kondu. Marşın armonilenmesini Edgar Manas, bando düzenlemesini İhsan Servet Künçer yaptı.
12 MART ŞARKISI |
İSTİKLAL MARŞI İLK HALİ 1924-1930 Ali Rıfat Çağatay |
İSTİKLAL MARŞI (ŞİİR) | MEHMET AKİF ERSOY |
Mehmet Akif'ten kalan şanlı miras: İstiklal Marşı 103 yaşında belgeseli |
İstiklal Marşı'mızın 103 Yılı Sinevizyonu |
İstiklal Marşı'nı anlayabilmek için, MEHMET AKİF’i iyi bilmek, onun bütün yönleriyle şahsında topladığı “milli mücadele ruhunu” yakından tanımak, bu ruhu, hakkı ile hissetmek gerekir.
Mehmet Akif milli bir şair, ideal bir öğretmen, branşına hâkim bir veteriner, cesur bir gazeteci, Kurtuluş Savaşı’nda iyi bir asker, Türk gencine ufuk çizen fikir adamı bir politikacı, bir gönül insanı, hayatı vatan hasreti ile biten ve vefa beklediği gözlerden cefa çeken bir garipti. Hayata veda edeceği anda ‘’Hocam kalk, bir İstiklal Marşı daha yaz ki kıymetini anlasınlar.’’ diye haykıran talebesine “Allah bir daha bu millete İstiklal Marşı yazdırmasın.” diyen kutlu bir vatanperverdir o. 12 Mart 1921… Kurtuluş Savaşı’nın en çetin günleri… I. İnönü Savaşı’nı kazanmış, ayaklanmaların bir bölümünü bastırmış, bir bölümü ile uğraşan Türkiye Büyük Millet Meclisi binasında, büyük bir coşkuyla alkış tufanı kopmaktaydı. Bunun nedeni de Kurtuluş Savaşı’nın ruhunun, bağımsızlık aşkının, Mehmet Akif’in dizeleri ile Meclis kürsüsünden okunmasıydı. “Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak; İşte bu dizeler ile başlayan İstiklal Marşı’nın ilk kıtasında, bu ülkede nefes alan tek kişi kalsa dahi, ülke için umut ışığının sönmeyeceğine, bu ülke alçakların hayasızca istilasından, her ferdinin göğsünü siper etmesi ile nasıl kurtulmuşsa, bundan sonra da aynı anlayışla hareket etmeye devam edeceğine olan inancını belirtmiştir Mehmet Akif. Ve Mehmet Akif, vatanın geleceği olan sizlere olan inancıyla da, bundan sonra sonsuza kadar Türk bayrağına ve Türk milletine yok olma, yere düşme, yeryüzünden silinme şeklinde bir tehlike yoktur. Türk bayrağı ezelden beri hür yaşamıştır, bundan sonra da hür yaşamak hakkıdır. Hakk’a tapan Türk milleti de istiklali hak etmiştir, anlamına gelen İstiklal Marşı’nın şu son dizelerini yazmıştır: “Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilâl! |
Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak; Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak. Çatma, kurban olayım çehreni ey nazlı hilal! Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım. Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar, |
Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma sakın! Bastığın yerleri "toprak" diyerek geçme, tanı! Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda? |
Ruhumun senden, ilahi şudur ancak emeli; O zaman vecd ile bin secde eder varsa taşım; Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilal; |